24 Haziran 2012 Pazar

Korkularım Yenilmiyor.

Twitter'da son 2 saat içinde anlayamadığım bir takipçi akınına uğradım. 'Ne iş lan' diyorum yani valla şaştım. Korktum. Normal düşünme süreçlerini geçtim. OKB olduğunu düşünüyorum. Her gün yeni bir tespitte bulunuyorum ruh dünyama dair. 


Uyku vakti geldikçe de korkudan içim daralıyor. Bildiğin tedirginlikten ölücem. Lamba açık uyumaktan bıktım. Odada birileri var hissinden bıktım. Bütün odayı acaba birisi var mı diye kolaçan etmekten bıktım. Odanın metrekaresi büyüdükçe korkularım da büyüyor. Gözümü açıp durmaktan dalamıyorum. Bir şey olduğu yok, bir şey gördüğüm de yok ama korkuyorum. Bence bu psikologla da hallolcak bir şey değil. Hallolsa olurdu zaten,boşa gitmişim peh. Annem bu pazartesi beni Psikiyatri Kliniğine götürcek artık. Yapcek bir şey yok. Hem bu sayede ne mallık varsa halk tabiriyle 'deli doktoru' tespit etsin, lanet olsun artık ya. Babam da zaten muskalı hocaya götürcek beni. Bence ciddi bir ilaç tedavisi beni bekliyor. Bu yazda boku bokuna bunla geççek, gitcek, bitcek. Her yaz daha da bir dibe vuruyorum. Öyle ki, yerin kaç bin kat altındayım allah kerim. 


Çok maltoş durumlardayım. Belki de majör depresyon dönemimdeyim. Kim bilir? Yavaştan hayvanlara bile acımaya başladım.Görünce bir duygu seli ki bende sormayın. 

15 Haziran 2012 Cuma

Ev Hayatı

   Finallerim bitti oh mis evime geldim derken, ara ara düşünüyorum yaz okuluna gitmeli miydim? Geçen yaz burnumdan geldiği için tövbelerdeydim ama 4 ay annemle gergin bir sürece dalmakta istemediğimi farkettim. Kibar olayım: hapı yuttum. Neyse.
   Geldiğimden beri paso kitap okuyorum, uzanıyorum. Öğlen kalkıyorum zaten, ordan oturma odasına girip bir uzanıyorum ki 'ihtiyaç molası' harici kafamı kaldıramıyorum. Bir uyuşukluk, bir miskinlik ki sormayın.
   Ankara'dan artık kusmuk gelmişti son zamanlarda ama burda da psikolojim diplere vuruyo be. Vallahi bak bu 3. yılım hala lamba açık uyuyorum. 21 yaşındayım ve ben, hala lamba açık uyuyorum. Yanımda arkadaşım vardı geçen, sırf benden önce uykuya daldı diye tırstığımdan lambayı açtım gene. Fenalardayım. Aynalardan korkuyorum. Yansımalardan ürküyorum. Karanlıktan zaten Allah esirgesin beni. Babam da bi hoca bulmuş çok etkiliymiş miş de miş. Yok muska iyi geliyomuş da muş. Ay zaten ben onlardan korkuyorum kiii.
   Şimdi bu yazıyı dönüp baştan okudum, deja vu. Hmm. Eski defterlerime, Cd lere, dinlediğim şarkılara ve kaçınılmaz resimlere baktım. Bayağı zaman geçmiş bir şeylerin üstüne. Unutmam dediği şeyler de siliniveriyo insandan bazencecik. Geçenlerde baktım bir defterdeki anıya, tam 6 yıl geçmiş. Vayy be oldu böyle. Tuhaf. Her yıl yeni insanlar..yeni şarkılar..yeni anılar. Hayat devam ediyor.
   Bir de uzun vadeli dilekler kabul olmuyormuş, bunu tekrar tekrar tecrübe ettim. Hep mutlu olayım gibi ütopyalardan sıyrılmak lazım. Anlık duygulara anlık dilekler yaraşır galiba.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Duygusallardayım.

Bazı insanların çaresizliği canımı çok yakıyo. Elinde kitap, mendil satan bi sokak çocuğunun çaresizliği. Çocuğu hasta olan bi annenin çaresizliği. Bildiğin geberiyorum ya. Yeni bi haber aldım çok yakın arkadaşımdan. Bi sınıf arkadaşı kansermiş. Daha 21 yaşında. Babası mevsimlik işçiymiş. Bisürü kardeşi varmış. O anne baba napsın şimdi. Gözlerinin önünde eriyecek genç bi kız, maddi yetersizlikler.. Geride kalan çocuklar. Nereye bölünsün bu adamlar. Onlara ayrı üzülüyorum. Sonra kendi anne babamı düşünüyorum felan. Zaten çocukluğumdan beri birilerini kaybetme korkusunu yenemedim. Normal düşünemiyorum,kafayı yiyorum. Hep uçlarda yaşıyormuşum hissi var. Her telefon çalışında sanki 'annen öldü' ya da 'baban öldü' dicekler diye içim gidiyo. Sadece anlık rahatlamalar.. Tamamen kaçış yok. Çözüm yok. Çıkmaz yol işte.
Bazı şeyler çok yakınmış hissi var.. ve napcağımı bilememenin çaresizliği.

21 Nisan 2012 Cumartesi

Hümas Zımpırtısı

Şu pislik yüzünden başıma gelmeyen kalmadı. Babam, sanırsınız çiftçi yani bitmiyo toprak sevdası, bana dedi ki Yenimahalle'ye gitcen bundan alcan. Beni afakanlar zaten basmış. Of dedim pof dedim ama var mı çare? Yok. Beytepe'den Sıhiye'ye kadar gittim egoyla. Ordan metro ile Yenimahalle. İndim neyse. Boş boş etrafa bakınıyorum. Amcalara soruyorum yok, teyzelere soruyorum bilmiyoruzlar felan. Ulan ben mi yaşıyorum orda? Nasıl bilmiyon! Yani bitmek bilmez azimle 10 kilometrelik İvedik cad. yazan tabelalara göre yürüdüm. Anam yürü bitmiyo yürü bitmio, en son Dövizci amcaya girdim, yani siz düşünün halimi. O da yazzık pek yardımsever çıktı. Korktum da hani bir an, beni dükkanda rehin alcak diye :)
Neyse işte beni bi dolmuşa bindirdi bunla gitcen diye. Bindim, dolmuşçu amcaya yol boyu anlatamadım derdimi. Yok ıı anlamıyo. Dedim tamam indir beni. Yok adam inat etti indirmiyo. Buralarda tek başına inilir mi kızım vs vs. Zaten adam da haklı yani, sanırsınız Ulus'un göbeğindeyim. İnsanlar laf atıyo, korna çalıyo. Tırstım bir an. Adama dedim yok ben burda incem, indir. En son peki dedi. İndim. Yürüyorum bön bön bakınıp. Sonracıma geldim ben Mebo Tarıma. Girdim içeri, adama dedim ki: ben Hümas alcam. Güldü. Kaç lt dedi? Neyse diğeri getirmeye gitti. Ben de adamla konuşmaya dalmışım, nerde okuyorsunlar vs. Adama dert yanıyorum ' ya beni babam yolladı zorla ya o kadar uğraştım ki, daha yakın bi şubeniz yokmu ya' felanlar. O ara ben yol mol da sordum, dedim yoook taksiye bincem zaten geberdim. Sanırsınız kuzenime kapris yapıyorum. Neyse işte öbürsü adam getirdi şişeyi, dedi napcan? Dedim iççem. Derdim yoktu 2 saattir yollardayım, iççem! Töbe yarebbim. Tabi böyle demedim ama napılır be bu sen ne diye bunu satıyon? Alla alla. Neyse aldım çıktım. Birazcık da taksici amcaya dert yandım. En son okuldaydım ama ben olmuşum pert. Gün boyu odadan çıkmadım, derse gitmedim. Bu da böyle bir maceramdı. Herneyse.

Bakınız nolmuş?

Bayağı verimsiz dönemlerden geçmekteyim efenim. Sanırsınız ki roman, şiir, her neyse işte sanki edebi bir şeyler yazıyormuşumcasına, ilham gelmiyo tıntınlarındayım. Uzun zaman olmuş. Yine, yine. Bayağı yoğunum demek sıktı, zaten tekrarlamak inandırıcılığını yitiriyor. 
2 gün önce evime geldim, e olmayan vakti zorla yarattım adeta. Arkadaşımdan rica ettim beni Aştiye bıraksın diye. Elimde hümaslar, valiz + annemin -sakın unutma- dediği saklama kapları. Bir elim de zaten incinik. Mecbur kaldım yardım istemeye. O da arabayla bırakmaya karar verdi, hala sorgulamaktayım iyi mi ettim diye? Neyse. 
Bindik arabaya, sapmamız gereken 2 yolu da sonradan farkedince bakın şunlar oldu: tee Gölbaşına kadar gittik. Otobüse yetişememe korkumu geçin, biz nerelere gidiyoz allasen oldum. Gittik işte Konya yolundan :D Sonra ordan saptık, tuttuk Aşti yolunu. Sonra gene dönemeci kaçırdık, Ulus yolundan Beşevler'e sapmayalım mı? Haydii buyuur. Dere tepe düz gittik, yolları aştık, lanet olası Aşti yolunu bulabildik. Ulaştığımızda Allahtan ki otobüse yetiştim. Geçen sene valizimi unutmuştum Aştide, bu yıl da odada malumunuz jet hızıyla toparlanırken bilgisayarımın şarj aletini unutup gelmişim. Şu an 7 dk.lık ömrü var. Babam beni otobüsten alıp sağ salim apartmanımızın önüne geldiğimizde, kendimi iyi ki unutmadım diye şükrettim. Zira Pollyanna damarlarımda :) 

27 Mart 2012 Salı

Durumlar 1

Boğuldum. Tam 1 buçuk aydır Ankara'da tıkılıp kalmaktan ve devamlı halimden yakınmaktan boğuldum. 
Hatırla Sevgili ne güzel diziydi. Bu aralar onun müziklerine taktım. Hayatımın en yoğun dönemindeyim. Bu sefer cidden öyleyim. Kurs-Tegv-okul derken yeminle gezcek vakit bulamıyorum. Yani olan vaktimde de kitap okuyup dizi felan izlemeyi tercih ediyorum ki o da minnacık bi zaman dilimi zaten. 
Hatırla sevgili, o eski günleri, çocuklar gibi. 
Birkaç gün önce Leon'u izledim. Ağlamaktan cılkım çıktı, film bittiği zaman. Artık öyle bi hale geldim ki zaten, yolda sokak çocuğu ya da ne bilim yaşlı bi teyze felan görsem ağlama sürecine girip, kendimle savaşıyorum. 
Eski günlere o kadar hapsolmuşum ki bugünü yaşayamıyorum. Hatta öyle ki, geçmişten şimdiye gelemiyorum. Cidden. Neyse. 
Dün itibariyle de yürüyüşe başladım, 1 tur da koşayım dedim üstüne ama yani sanki o koşan ben değildim. Kendimi kaybettim, ayaklar yere değiyo ama hissizleştim. Geberik haldeydim zaten bi titreme felan aldı beni, bu yükü kaldıramadım. Ama hissettim, göbüşüm accık küçüldü :) Hehe. 

Bazen sadece sıradan şeyler olur, sen ahenk katarsın belki. Belki yani :) 


7 Mart 2012 Çarşamba

Farabi denen bir gerçek var.

ve ben, Almanca kursu-okul-TEGV-yurt dörtgeni arasında sürünmekteyim. Hayat bu aralar fazla sıkıcı. Yorucu. Durgun. Ve daha bir sürü kötü her şey. İnsanın hayattan bi beklentisi olmayınca o da tuhaf be anneeeeğm. Ben de oda arkadaşıma bilgi vermek maksatlı açtım okulun Farabi Koordinatörlüğü sitesini,derken dedim ben de başvurcam. Öylesine..Çıkcağından değil de. Zaten Ganom pek ümit vaad etmiyo açıkçası, ama en nihayetinde babamın deyimiyle kendiminkinden 3 gömlek küçük okul yazıyorum. E bi zahmet mütevazı okullarına beni kabul ediversinler. Boğaziçi değil ya. Altı üstü İzmir,İstanbul felan. Maksat gezmek. Değişiklik. İhtiyaç neşe. Lütfen çıksın. Lütfen babam benim o 3 beden küçük gömleği giymeme izin versin. Geçen sene hemen hemen bu zamanlardaki yazılarımda 'seneye bu zamanda kimle nerde ne şekilde olcam' felan demişim. Hemen cevap vereyim: daha bok bi vaziyette, hiçkimseyle Ankaradayım. Tek fark 2.sınıf oldum,daha yoğun oldum. En can alıcı cümlem de şu olcak: daha tecrübeli oldum. Hadiii ver elini İzmir diyorum. Nütfen nütfen nütfen.