28 Mart 2014 Cuma

Gelecekteki Bene Mektup

Amerikadan yediğim psikolojik darbe sonrası günlerim hiç planlamadığım şekilde evde internet başında geçti, haliyle değişik siteler keşfettim. Bunlardan birisi de Futureme. Ben o zamanlar baya baya bir depresif havalardayım tabi, geleceğe dair bir umutsuzluk ve mütemadiyen melankolik tavırlar. Tuttum kendime 29 Haziran 2013'te bir mektup yazdım, tam 13 Mart 2014'te doğum günümde bana gelecek şekilde tarihi belirledim. 

Dear FutureMe,
Şimdi Kırşehir'de, evinde oturuyorsun kafandaki sorularla. Annen yemek yapıyor, bugün abin geldi İngiltere'den ve o da uyuyor.
Tam 8 gün önce Amerika'ya gidecektin ve uçuş kapısında reddedildiğini öğrendin. Bilge diye arkadaşınla gidiyordunuz, o da Zürih'ten sonra bindiği Tampa uçağından indirildi. İkiniz de 2013 yazına dair güzel şeyler planlamıştınız. Bozulursa diye Florida'nın hayalini dahi kurmamıştınız. Ama gidemediniz.. Acı gerçek. Şu an 3 ay gün gün gözünüzde büyüyor, çok istediğiniz bir şey sizden alındı. Sebebini bulsanız bi ah bi bulsanız dava etceksiniz, ama yok..
Elif, şu an çok üzgünsün. Kimler gitti kimler diyorsun, haklısın da. Hakettiğini düşünüyorsun, bu işte bir hayır yok diyorsun. Bu haksızlık. Hayat adil değil. Hergün planladığın bir şeyin bozulduğunu düşünsene, o bile ne kadar üzerken bu durum çok daha kötüsü. Maddi ve manevi olarak stresli bir yıl geçirdin bu yaz için, değer düşüncesiyle. Ama fos..
Üzüntün geçicek bir kere onu söyleyim sana, yaşamasan da bu ölüm acısı gibi diyorsun. Alışcam, ama her aklıma geldiğinde içim cız etcek, üzülcem diyorsun. Evet bence de öyle olcak gibi.
Beddua okumayı sevmezsin ama bunu kasten yapan biri varsa Allah belasını versin diyorsun. Abin İngiltere'ye götürcek seni, bir aksilik olmazsa. Gerçi umudun yok. Çünkü ola ki uçağa bindin, ya uçak düşer ya da ülkeden seni sokmazlar. Kesin bir şey çıkar ama.. Profesyonel fotoğraf makinesi almaya çabalıyorsun şu günlerde, çok mutsuzsun. Annenin babanın dedikleri bile batıyor.
Yarın gece de yola çıkacaksınız Sunişlerle ve sizin 2 aile uzun zaman sonra ilk kez bir tatiliniz olacak Kaş'ta. Umarım eğlenmiş olursun.
Bu mektubu sana tam 23. yaş gününde yolluyorum. Hayatında daha kimbilir nelere üzüleceksin, nelere sevineceksin. Muhtemelen dersaneye gitmiyor olcaksın çünkü MEB düşünmüyorsun. Ankara'nın tadını çıkarmak, part-time bir iş bulmak ve iyi bir aşk istiyorsun. Bak gel dost acı söyler misali, bunların bile hiçbiri olmayacak. Hiçbir şeye umudun yok çünkü.. Umarım bu mektubu alana kadar umudunu geri kazanırsın. Hoşçakal.

TodayMe..

Bu mektubu yolladığımı unutmuştum ama sonradan aklıma geldi, ah ne yazmıştım ki acaba filan diye diye gün saydım. Okuyunca biraz duygulandım fakat daha çok gülümsedim. Zaman dilimleri insanın hayatında çok şeyi değiştiriyor. Ailemle tatilim çok güzel geçti bir kere, ayrıca profesyonel makinemi de aldım, hala kurcalama ve geliştirme aşamasındayım o ayrı mesele. Mesela Amerika olayını hemen hemen aştım, İngiltere vizesinden çok umutsuzdum fakat vizemi aldım ve 4 ay içerisinde 2 kez gittim geldim, hatta bir de Danimarka'ya erasmustaki yakın arkadaşlarımı ziyarete gittim. Geç de olsa bir dersaneye g*t korkusundan yazıldım, bu ülkede istediğin yerlere gelmek genelde birilerini pohpohlamaktan ya da siyasi torpilden geçtiği için bazı hayallerini garantiye alamıyor insan. MEB hala düşünmüyorum ama ilk etap için daha garanti geliyor, dolayısıyla bir KPSS stresim aldı başını gitti. Yeni bir postla buna da değineceğim. Sağlıcakla kalın :) 
P.S: Okuyunca çok ergenimsi bir mektup olmuş. 

29 Aralık 2013 Pazar

2013 Almanak'ım


2012'nin ardından neler yaşamışım, bunu genel hatlarıyla sağolsun hafızamı yormama gerek bırakmadan facebook halletti. Yaşarken bazen çok hızlı geçiyor zaman, anlamıyorum. Bazen de çok sancılı, kaplumbağa hızında akıyor, boğuluyorum. Fakat bir şekilde yılları arkama aldım, şaka maka 2014'ü de görücem yani.
2013'te, uzun süreli çaylak modumdan sonra Ekşisözlükte yazarlığım onaylandı. İlk etapta çok mutlu oldum, kendimi bir mutlu hissettim böyle sanırsın birçok baskı kitabı olan yazar gibi bir havalardaydım. Bayağı zaman geçirdim, neyse hala da çok seviyorum ama zamanım sınırlı.
Sonra ben yine bir heves uğruna, Mart 2013'te iki haftalık süreçte Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda staj yaptım, çeviri üzerine.
İstek Okulları ELT konferansı için Yeditepe Üni'ye gittik, İstanbulu gezdik Tubi, Yusuf ve ben. Sonra Çido ve Züm'le de buluştuk. Adaları Nisan 2013'te gördüm ve aşık oldum. Bir süreliğine hayatımı orada geçirmek dahi istedim.
Gezi eylemleri oldu, ona katıldık. Keskin bir deneyim oldu.
Çok güzel bir Amerika macerası yaşadım, gidemeden. Her şeyim hallolmuş, uçuş günü gate'de vize iptalimi öğrendim. O yüzden 2013 yaz tatilim özetle rezil geçti. Birkaç güzel anı dışında. Ailem ve Sunişlerle Kalkan'a tatile gittik. Yine Kaş'ı gördüm, işte ben oraya bayılıyorum ya. Sonra bir de Bigotlara Köyceğiz'e gitmiş oldum.
Bigot ve Çido bize geldi Kırşehir'e. Yine yeni yeniden, sayamadığım kadar çok kez Kapadokya'ya gitmiş oldum. Lisanslı rehber ilan ettim kendimi artık, hakediyorum.
Sonra, muhtemelen bir süre o strese bir daha girmem ama, hiç beklemediğim halde İngiltere'ye vize aldım. Abimin yanına gittim, gezdim tozdum rahatladım geldim. Çok iyi geldi, Amerikanın acısını çıkardım. Hatta bir ara İngiliz birini bulsam da orada yaşasam diye bile düşündüm. Oradayken ben, Tubi ve Yusuf da Denmark'ta erasmuslardı. 3 günlüğüne de onları ziyaret edip yine İngiltere'ye döndüm. Bir iki dağıttım, Anılka'nın diline düştüm, neymiş beni içki masasından kaldıramamış mış.
Hep merak ederdim, Ilgaz'a gittik Bigot ve Cancanla. Yeni insanlarla tanıştık vs, güzeldi.
Babamın Golden köpeği oldu, adı Limon. Evet çok saçma bir isim ama koymuş artık.


20 Eylül 2013 Cuma

Köyceğiz'e yolum düşerse.

Köyceğiz'i liseden beri merak eder dururdum aslında, sebebi yok. Sonra 2009 YDS'de paragraflardan birisi Köyceğiz ile alakalıydı, derken üniversitede Köyceğizli bir arkadaşım oldu;Bigot. 
Gel zaman git zaman, bu yaz sonunda bir fırsat yarattık ve 5 günlüğüne oraya gittim. Çok güzel çok beğendim, genelde emekli kesim yaşıyormuş ama bana da hitap etti. Sevdim yani yaşanılası bir yer. Köyceğiz gölü zaten deniz gibi kocaman, kordonda yürüyorsun. Kenarında kafeler, açık havada göle karşı keyif çatıyorsun. Bigocuğun anneciği bana kendi yaptığı ahşap boyamalardan su kabağı hediye etti, ikili böyle çok tatlı bir süs eşyası olmuş. İlerideki evimde baş köşeme koycam. Son günümde de yine çok hoş bir takı kutusu hediye etti. Çok güzel el emekleri, bir an ben de özendim ahşap boyamaya. İlginç bir hobi olur aslında.
İlk gün Bigot bana Köyceğiz'i gezdirdi, tam fotoğraf çekmelik yerler. 
burası Köyceğiz kordonu. 
İkinci gün Bigotun ailesiyle Ekincik'e gittik yüzmeye, okeyimizi de aldık zaten günlerce deli gibi okey oynadık.
Ekincik Köyceğiz'e çok yakın, denizi de güzel. Minicik bir yer, masalar var böyle aynı zamanda piknik alanı gibi. 

Ekincik dönüşü, akşamına Bigot'un kardeşi Uğur bizi kokoreç yemeye götürdü. Yine göl kenarında, çok güzeldi hala tadı damağımda. 
Sonra biz her akşam Tuana diye bir kafe var Kordon'da, orada oturduk yedik içtik, midyeciden midye yedik, lokmacı teyzeden lokma aldık. 
Ertesi Gün yine Gökova diye bir yer var orası da tam bir doğa harikası, deniz manzarası süper. Önce bir teknede balık ekmek yedik bir güzel, sonra etrafı gezdik. Yüzmedik ama etrafı gezinip bir sürü fotoğraf çekindik. 
Ertesi gün de Bigot, anneciği ve ben üçümüz Köyceğiz'den tekne turuyla İztuzu Plajına gittik. Dalyan'dan geçtik, carettaları gördük. Ne diyordu kitabında Akgün Akova; "Akdeniz onlarsız hüzün deniz." Tekne turuyla geçtiğimiz manzara bir harikaydı, kralların mezarlarını gördük. Sultaniye'deki şifalı sulara uğradık. Kükürtlü havuzda yüzdük biraz da.
İztuzu plajı çok güzel, incecik kum taneleri. Bir yanı hala göl, bir yanı deniz. Denizde deli dalgalar var,zaten tüm eğlencesi de o dev-bebek dalgaları. 


Benim son günümden önce de Bigotların Ağla'daki yayla evlerine gittik. Yeşillikler arasında çok tatlı minik ahşap evleri var. Orada hayatın mutlaka bir bölümünü geçirmek lazım, huzur kaynağı. Verandada ağaçlara karşı oturucaksın, kahveni yudumlayıp kitabını okucaksın. Daha ne olsun ki?
Oradaki tüm zamanım gırgır şamatayla geçti. Ailesini çok sevdim, çok iyi anlaştık. Bigot ve kardeşiyle bolca dalga espri döndü, her şeye güldük. Gezdik. İleride tekrar olmasını dilediğim güpgüzel anılardan birisiydi benim için. 
Bu da yine Köyceğiz kordonundan bir kare, ben veda ederken bu güzel yere.. 

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Masal pembeden griye yol almışsa, uzaklaş diyordur masalcı, uzaklaş artık.

Kürşat Başar, Başucumda Müzik kitabında şöyle der; " Belki de dünyanın en kalabalık insanıyken bile yalnız kaldım." 
Normalde yoğunluktan dolayı hep kaçsam, günlerce evde mayışsam, bomboş uzansam, dizilerimi izlesem, kitap okusam derdim, şimdi bol bol yapınca tadı kalmadı demekki. Gri bir ruh hali içindeyim, renklensin artık. Sırt çantasına tüm hayatımı sığdırıp kendimi yollara vursamya, düşünmesi ne güzel. Fakat eminim onu yaparken de pembeden griye yol alır hayat. Ne demiş Baudelaire; " Bu yaşam bir hastanedir, her hastası yatak değiştirme isteğine saplanmış..." Sonra da ekliyor: " Bana hep bulunmadığım yerde rahat ederim gibi gelir. Ruhumla durmadan tartıştığım bir sorundur bu göç sorunu. " Ve en son şöyle der: " Bu dünyadan öte olsun da, neresi olursa olsun" Hah işte aynen bunu yaşıyorum. 

11 Ağustos 2013 Pazar

Denizler susuverir derin derin derin.

   Bazen en unutmak istediğim şeyleri bile yine de ya unutursam korkusuyla yazıyorum. Günlüğe, twite ya da bloga. Galiba ben kendime acı çektirmeyi seviyorum hem de anılardan kolay kopamıyorum. 
   Oradayken de düşünmüştüm ve şimdi yine aklıma geldi; geçen yıl Zümoşu ziyarete gittiğimde Kalkan'a gezdirmeye götürmüştü beni, orada Kleo plajında girdim yüzdüm tek başına. İlerisini hiç düşünmeden. 1 yıl sonra oraya ailemle tekrar tatile gidip 1 hafta aynı sularda yüzeceğimi kim derdi ki? Demem o ki; insan ne yaşayacağını bilemiyor. Düşünse de düşündüğü gibi olmuyor zaten her zaman. Hayatta hep sürprizler bekliyoruz fakat aslında her günümüz farklı, sürpriz bir nevi. Belki de. 
   Belki biraz kafa yorsak, anlamına dair şeyler biçimlenir. İşte belki o zaman her şey daha başka olur. 
Bir yelkene koy beni
Al götür uzaklara
Kaçıyorum bu dünyadan
Nedenini hiç sorma 

2 Ağustos 2013 Cuma

Kendisi net arkası flu, Çalışma 1

Çiçeği burnunda bir SLR kullanıcısı olarak, bu işi gerçekten hiç anlamış değilim. 290 sayfalık kullanım kılavuzumda 60.sayfaya geldim, evden de pek çıkmadığım için denemelerim bardak, tabak üstüne :) Çok hevesle aldım, umarım sofistike şeyler elde ederim.

* Bu sağdaki fotoğrafı da dalgasına koydum, her profesyonel makinesi olan mutlaka böyle bir pozunu sosyal medyada paylaşıyor ya.
Şimdi bunu neden çektim? Bu babamın organik bebek mısırları. Tatları leziz, boyutu orta parmak büyüklüğünde. Abartmıyorum bir tanesi tam başparmağım kadar. O kadar minikler ki yemeyip saklıcaktım da dayanamadım.

Saklıkent

   Bu fotoğraf Saklıkent kanyonunda ilerleyebildiğim en son noktanın kanıtı. Bundan sonrası artık halatla tırmanarak gidiliyor. Ordaki rehber yanılmıyorsam 18 km.lik kanyon dedi ve bu bizim ilerleyebildiğimiz kadarı 2km imiş fakat gidip dönmesi 1 buçuk 2 saatimizi almıştır. E su sürüklüyo, düşüyorsun, tırmanıyorsun. Anca. Çelik gibi su da ayaklarını zaten hissetmiyorsun, 2.gidişim ve bu yıl sonuna kadar gittiğim için delice keyif aldım.
   Kalkan'da güzel bir tatil yaptık ailemle. Kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri, denizi ve yapısı çok güzel bir yer, halkın büyük çoğunluğu İngilizlerden oluşuyor oraya yerleşmiş çoğu ya da tatil için tercih etmiş oluyorlar.
   Kalkanın kendi Kleo plajı var, yeraltı suyu çıktığı için biraz soğuk fakat temiz ve güzel, ben çok sevdim en azından.
Patara plajı var Ova'ya giderken, Fethiye yolunda. Carettalarıyla meşhur, dünyada da plaj uzunluğu açısından ilk sıralardaymış bildiğim kadarıyla. Minicik kum taneleri, denizin sıcaklığı okey, lafım yok fakat denize girdiğin yer ve çıktığın yer çok farklı. Sürüklüyo seni, çok ilerlemene rağmen derinleşmiyor fakat boğulmalar da fazla yaşanıyor, sürüklemesinden dolayı muhtemelen. Yüzüyoruz yüzüyoruz kıyıya zor bela ilerliyoruz, ertesi gün koltuk altı etlerim dahil tüm vücudum hamlamıştı.
   Bi de Fırnas Koyu var, tabelasında Tarih ve Doğa Cenneti yazıyor. O tabelaya harcancak para keşke yola harcansaymış, zira araba iyi ki takla atmadı. Çok güzel koylar var gidişte, orası da yerli halkın piknik alanı olmuş işte kadınlar şalvarla filan denize giriyorlar. Deniz çok güzel, temiz fakat kayalık. Kendimi ordayken Survivor'da gibi hissettim, palmiyeler filan..
Kaputaş plajı, dalgasıyla meşhur fakat denizi çok güzel. Tam 187 basamak var inerken ve çıkarken etti 374. O zahmete değer çünkü deniz mis gibi, buyurun resim:
   Ve oralara gidip, Kaş'a uğramamak olmazdı. Kaşın denizine zaten lafım yok, beni mest eden asıl şey çarşısı. Akşam o güzel hareketlilik, lokmacı teyzelerin yaptığı o çıtır lokma mmmmh, yanına güzel sakızlı dondurma.. Eğlencesi, insanlarıyla on numara. 
Deniz, kum, güneş. Her zaman mükemmeldir, hele söz konusu Akdeniz ise*