Kürşat Başar, Başucumda Müzik kitabında şöyle der; " Belki de dünyanın en kalabalık insanıyken bile yalnız kaldım."
Normalde yoğunluktan dolayı hep kaçsam, günlerce evde mayışsam, bomboş uzansam, dizilerimi izlesem, kitap okusam derdim, şimdi bol bol yapınca tadı kalmadı demekki. Gri bir ruh hali içindeyim, renklensin artık. Sırt çantasına tüm hayatımı sığdırıp kendimi yollara vursamya, düşünmesi ne güzel. Fakat eminim onu yaparken de pembeden griye yol alır hayat. Ne demiş Baudelaire; " Bu yaşam bir hastanedir, her hastası yatak değiştirme isteğine saplanmış..." Sonra da ekliyor: " Bana hep bulunmadığım yerde rahat ederim gibi gelir. Ruhumla durmadan tartıştığım bir sorundur bu göç sorunu. " Ve en son şöyle der: " Bu dünyadan öte olsun da, neresi olursa olsun" Hah işte aynen bunu yaşıyorum.
19 Ağustos 2013 Pazartesi
11 Ağustos 2013 Pazar
Denizler susuverir derin derin derin.
Bazen en unutmak istediğim şeyleri bile yine de ya unutursam korkusuyla yazıyorum. Günlüğe, twite ya da bloga. Galiba ben kendime acı çektirmeyi seviyorum hem de anılardan kolay kopamıyorum.
Oradayken de düşünmüştüm ve şimdi yine aklıma geldi; geçen yıl Zümoşu ziyarete gittiğimde Kalkan'a gezdirmeye götürmüştü beni, orada Kleo plajında girdim yüzdüm tek başına. İlerisini hiç düşünmeden. 1 yıl sonra oraya ailemle tekrar tatile gidip 1 hafta aynı sularda yüzeceğimi kim derdi ki? Demem o ki; insan ne yaşayacağını bilemiyor. Düşünse de düşündüğü gibi olmuyor zaten her zaman. Hayatta hep sürprizler bekliyoruz fakat aslında her günümüz farklı, sürpriz bir nevi. Belki de.
Belki biraz kafa yorsak, anlamına dair şeyler biçimlenir. İşte belki o zaman her şey daha başka olur.
Bir yelkene koy beni
Al götür uzaklara
Kaçıyorum bu dünyadan
Nedenini hiç sorma
2 Ağustos 2013 Cuma
Kendisi net arkası flu, Çalışma 1
Çiçeği burnunda bir SLR kullanıcısı olarak, bu işi gerçekten hiç anlamış değilim. 290 sayfalık kullanım kılavuzumda 60.sayfaya geldim, evden de pek çıkmadığım için denemelerim bardak, tabak üstüne :) Çok hevesle aldım, umarım sofistike şeyler elde ederim.
* Bu sağdaki fotoğrafı da dalgasına koydum, her profesyonel makinesi olan mutlaka böyle bir pozunu sosyal medyada paylaşıyor ya.
Şimdi bunu neden çektim? Bu babamın organik bebek mısırları. Tatları leziz, boyutu orta parmak büyüklüğünde. Abartmıyorum bir tanesi tam başparmağım kadar. O kadar minikler ki yemeyip saklıcaktım da dayanamadım.
* Bu sağdaki fotoğrafı da dalgasına koydum, her profesyonel makinesi olan mutlaka böyle bir pozunu sosyal medyada paylaşıyor ya.
Şimdi bunu neden çektim? Bu babamın organik bebek mısırları. Tatları leziz, boyutu orta parmak büyüklüğünde. Abartmıyorum bir tanesi tam başparmağım kadar. O kadar minikler ki yemeyip saklıcaktım da dayanamadım.
Saklıkent
Bu fotoğraf Saklıkent kanyonunda ilerleyebildiğim en son noktanın kanıtı. Bundan sonrası artık halatla tırmanarak gidiliyor. Ordaki rehber yanılmıyorsam 18 km.lik kanyon dedi ve bu bizim ilerleyebildiğimiz kadarı 2km imiş fakat gidip dönmesi 1 buçuk 2 saatimizi almıştır. E su sürüklüyo, düşüyorsun, tırmanıyorsun. Anca. Çelik gibi su da ayaklarını zaten hissetmiyorsun, 2.gidişim ve bu yıl sonuna kadar gittiğim için delice keyif aldım.
Kalkan'da güzel bir tatil yaptık ailemle. Kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri, denizi ve yapısı çok güzel bir yer, halkın büyük çoğunluğu İngilizlerden oluşuyor oraya yerleşmiş çoğu ya da tatil için tercih etmiş oluyorlar.
Kalkanın kendi Kleo plajı var, yeraltı suyu çıktığı için biraz soğuk fakat temiz ve güzel, ben çok sevdim en azından.
Patara plajı var Ova'ya giderken, Fethiye yolunda. Carettalarıyla meşhur, dünyada da plaj uzunluğu açısından ilk sıralardaymış bildiğim kadarıyla. Minicik kum taneleri, denizin sıcaklığı okey, lafım yok fakat denize girdiğin yer ve çıktığın yer çok farklı. Sürüklüyo seni, çok ilerlemene rağmen derinleşmiyor fakat boğulmalar da fazla yaşanıyor, sürüklemesinden dolayı muhtemelen. Yüzüyoruz yüzüyoruz kıyıya zor bela ilerliyoruz, ertesi gün koltuk altı etlerim dahil tüm vücudum hamlamıştı.
Bi de Fırnas Koyu var, tabelasında Tarih ve Doğa Cenneti yazıyor. O tabelaya harcancak para keşke yola harcansaymış, zira araba iyi ki takla atmadı. Çok güzel koylar var gidişte, orası da yerli halkın piknik alanı olmuş işte kadınlar şalvarla filan denize giriyorlar. Deniz çok güzel, temiz fakat kayalık. Kendimi ordayken Survivor'da gibi hissettim, palmiyeler filan..
Kaputaş plajı, dalgasıyla meşhur fakat denizi çok güzel. Tam 187 basamak var inerken ve çıkarken etti 374. O zahmete değer çünkü deniz mis gibi, buyurun resim:
Kalkan'da güzel bir tatil yaptık ailemle. Kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri, denizi ve yapısı çok güzel bir yer, halkın büyük çoğunluğu İngilizlerden oluşuyor oraya yerleşmiş çoğu ya da tatil için tercih etmiş oluyorlar.
Kalkanın kendi Kleo plajı var, yeraltı suyu çıktığı için biraz soğuk fakat temiz ve güzel, ben çok sevdim en azından.
Patara plajı var Ova'ya giderken, Fethiye yolunda. Carettalarıyla meşhur, dünyada da plaj uzunluğu açısından ilk sıralardaymış bildiğim kadarıyla. Minicik kum taneleri, denizin sıcaklığı okey, lafım yok fakat denize girdiğin yer ve çıktığın yer çok farklı. Sürüklüyo seni, çok ilerlemene rağmen derinleşmiyor fakat boğulmalar da fazla yaşanıyor, sürüklemesinden dolayı muhtemelen. Yüzüyoruz yüzüyoruz kıyıya zor bela ilerliyoruz, ertesi gün koltuk altı etlerim dahil tüm vücudum hamlamıştı.
Bi de Fırnas Koyu var, tabelasında Tarih ve Doğa Cenneti yazıyor. O tabelaya harcancak para keşke yola harcansaymış, zira araba iyi ki takla atmadı. Çok güzel koylar var gidişte, orası da yerli halkın piknik alanı olmuş işte kadınlar şalvarla filan denize giriyorlar. Deniz çok güzel, temiz fakat kayalık. Kendimi ordayken Survivor'da gibi hissettim, palmiyeler filan..
Kaputaş plajı, dalgasıyla meşhur fakat denizi çok güzel. Tam 187 basamak var inerken ve çıkarken etti 374. O zahmete değer çünkü deniz mis gibi, buyurun resim:
Ve oralara gidip, Kaş'a uğramamak olmazdı. Kaşın denizine zaten lafım yok, beni mest eden asıl şey çarşısı. Akşam o güzel hareketlilik, lokmacı teyzelerin yaptığı o çıtır lokma mmmmh, yanına güzel sakızlı dondurma.. Eğlencesi, insanlarıyla on numara.
Deniz, kum, güneş. Her zaman mükemmeldir, hele söz konusu Akdeniz ise*
18 Temmuz 2013 Perşembe
Kahperengi, Hande Altaylı
Güzel bir kitap, ilk çıktığı zamanlarda aldım fakat anca okuyabildim. Merhamet dizisi de bu kitaptan uyarlanmış, dizinin fragmanından önyargıya varıp ne diziyi izledim ne kitabı okudum. Tatilde zaman bolluğundan, dizi gözüme çalındı ve ilgimi çekti. Bunun üstüne kitabı da okumaya karar verdim. Birkaç mantık hatası dışında, kitap benim için güzel ve fazlasıyla akıcı. Yalnız diziyi izliyorsanız eş zamanlı okumayın, sonra kafa karışıyor. Belli farklılıklar dışında da olay örgüsü uyuşuyor. Sevdiğim cümleleri de paylaşmak istedim;
''Sen onları görmüyorsun diye başka insanların hayatı durmuyor. ''
''Sanki zaman kaymış ve farklı zamanlar farklı görüntülerin üzerine binmişti. ''
''İnsan bazen bir yerde takılıp kalıyordu ve diğerleri yürüyüp giderken, o bir yol bulup geçemiyordu. ''
''Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu. ''
''Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. ''
''Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu. ''
17 Temmuz 2013 Çarşamba
Gelin ata binmiş, ya nasip demiş.
Bundan önceki postumu yazdığımda, içimde hüzün var demişimya, şimdikisi onun kat be kat daha fazlası. Yani aksiliğin seni ne zaman bulacağı belli olmaz demişler de, böylesi de töbe billah aklıma gelmezdi.
Onca yol gidip İstanbul'a varınca arkadaşımla, havaalanına geçtik, arkadaşlarla da vedalaşmıştık Aşti'de, havaalanında check-in'imizi yaptırdık, pasaport kontrolünden geçtik. Duty Free dükkanı gezdik, dönüşte bu likörlü çikolatalardan filan da alırız dedik. Uçuş kapısında gittik, oturduk ve İsviçre aktarmalı uçağımızı beklemeye başladık. Hayatımda ilk kez, telefonumu çıkardım ve facebookta durum bildirdim, ilk kez. Bilge ile Atatürk Havaalanında diye. Vah vah. Ardından 2 dk geçti, görevli rastgele pasaportlara bakıyordu. Meğer beni arıyormuş. Sayın Karaca dedi, gelir misiniz? Gittim, sandım ki WAT için ayrı bir prosedür var. Yokmuş. Amerika benim ülkeye girişimi yasaklamış, bir önceki gün vizemi iptal etmiş. Sebep bildirilmemiş. Ha istersem uçağa binebilirmişim ama orda beni alırlarmış. !! Şok oldum, hebele hübele kaldım öyle. Mail gelmiş, gösterin dedim, şaka mı bu dedim. Adımı bile göremedim, resmen başımdan aşağı kaynar sular indi ya. Rezil bir duygu. Şirket danışmanımı aradım hemen, halledip sonradan Bilge'nin ardından gitcem sandık ilk Floridaya. Bilge bindi uçağa ama betimiz benzimiz attı. Bekledim. Kayıp eşyadan valizimi aldım, Swiss Airlines a gittim bilet iptali için ama halledemedim. Babama haber verince durum yayılmış, arayan arayana. Ruh gibiyim zaten, bazısını açtımsa bazısını açmadım. İnanamadım. İdrak edemedim. Ama gidemedim sonuç olarak. Otogara geçtim, derhal evime dönmek istedim ama yol bana bir türlü bitmek bilmedi. Yolun yarısında şirket danışmanım aradı, arkadaşımda aktarmalı Florida uçağından indirilmiş. O zaman artık serpildi yaşlar, ne kötü bir durum. Günlerce bunun hakkında konuştuk, teoriler ürettik, konsolosluktan aldığımız bilgiyle soruşturduklarımız bambaşka. Bok yoluna mı gittik anlamadık ne dönüyor. Sponsor maillerinden bizim gibi gidemeyenler olduğunu öğrendim, fakat giden de var. Neye göre?
1 yıllık maddi ve manevi stresli bekleyişim bunu yaşamak için miymiş? Talihsizliğimin dönüm noktası bu olsa gerek. Üstünden nerdeyse 1 ay geçti ve anca bu kadarını yazabildim. Biliyorum tam teşekküllü yazmaya kalksam abartmıyorum novella olur. Bunun tesellisi yok benim gözümde, bir hiç uğruna beklentilerin boşa gidiyor ve sana sebep bile sunmuyo adiler!
Birisi ölür, üzülürsün fakat zamanla geçer ya hani. Ama aklına her geldiğinde için cız eder, bu da öyle bir şey benim gözümde. Amerika gözümde ilah değildi zaten, 3 aylık beklentim bambaşkaydı. Onca şeyden sonra, 10 dakika önce gidemeyeceğimi öğrenmek, daha da kötüsü neden gidemediğimi bilmemek canımı acıtan.
Onca yol gidip İstanbul'a varınca arkadaşımla, havaalanına geçtik, arkadaşlarla da vedalaşmıştık Aşti'de, havaalanında check-in'imizi yaptırdık, pasaport kontrolünden geçtik. Duty Free dükkanı gezdik, dönüşte bu likörlü çikolatalardan filan da alırız dedik. Uçuş kapısında gittik, oturduk ve İsviçre aktarmalı uçağımızı beklemeye başladık. Hayatımda ilk kez, telefonumu çıkardım ve facebookta durum bildirdim, ilk kez. Bilge ile Atatürk Havaalanında diye. Vah vah. Ardından 2 dk geçti, görevli rastgele pasaportlara bakıyordu. Meğer beni arıyormuş. Sayın Karaca dedi, gelir misiniz? Gittim, sandım ki WAT için ayrı bir prosedür var. Yokmuş. Amerika benim ülkeye girişimi yasaklamış, bir önceki gün vizemi iptal etmiş. Sebep bildirilmemiş. Ha istersem uçağa binebilirmişim ama orda beni alırlarmış. !! Şok oldum, hebele hübele kaldım öyle. Mail gelmiş, gösterin dedim, şaka mı bu dedim. Adımı bile göremedim, resmen başımdan aşağı kaynar sular indi ya. Rezil bir duygu. Şirket danışmanımı aradım hemen, halledip sonradan Bilge'nin ardından gitcem sandık ilk Floridaya. Bilge bindi uçağa ama betimiz benzimiz attı. Bekledim. Kayıp eşyadan valizimi aldım, Swiss Airlines a gittim bilet iptali için ama halledemedim. Babama haber verince durum yayılmış, arayan arayana. Ruh gibiyim zaten, bazısını açtımsa bazısını açmadım. İnanamadım. İdrak edemedim. Ama gidemedim sonuç olarak. Otogara geçtim, derhal evime dönmek istedim ama yol bana bir türlü bitmek bilmedi. Yolun yarısında şirket danışmanım aradı, arkadaşımda aktarmalı Florida uçağından indirilmiş. O zaman artık serpildi yaşlar, ne kötü bir durum. Günlerce bunun hakkında konuştuk, teoriler ürettik, konsolosluktan aldığımız bilgiyle soruşturduklarımız bambaşka. Bok yoluna mı gittik anlamadık ne dönüyor. Sponsor maillerinden bizim gibi gidemeyenler olduğunu öğrendim, fakat giden de var. Neye göre?
1 yıllık maddi ve manevi stresli bekleyişim bunu yaşamak için miymiş? Talihsizliğimin dönüm noktası bu olsa gerek. Üstünden nerdeyse 1 ay geçti ve anca bu kadarını yazabildim. Biliyorum tam teşekküllü yazmaya kalksam abartmıyorum novella olur. Bunun tesellisi yok benim gözümde, bir hiç uğruna beklentilerin boşa gidiyor ve sana sebep bile sunmuyo adiler!
Birisi ölür, üzülürsün fakat zamanla geçer ya hani. Ama aklına her geldiğinde için cız eder, bu da öyle bir şey benim gözümde. Amerika gözümde ilah değildi zaten, 3 aylık beklentim bambaşkaydı. Onca şeyden sonra, 10 dakika önce gidemeyeceğimi öğrenmek, daha da kötüsü neden gidemediğimi bilmemek canımı acıtan.
19 Haziran 2013 Çarşamba
Geri dönüşünü umduğum bir veda olsun bu da.
Koca bir seneyi yine bir şey anlamadan bitirdim. Eskiden yaşarken günler uzun gelirdi, bitince derdim ne çabuk geçti diye. Oysa şimdi zaman su gibi akıyor ve ben de bunun farkındayım. Bu yıl hep 'zaman çok çabuk geçiyor' larla, beklemekle ve stresle bitti. Daha ilk gününü dün gibi hatırladığım üniversite hayatımın son yılına başlayacağım. 2014 neredeyse geldi ve ben mezun olucam. Ne kötü. Öğrencilik çok sevildiğinden mi bilmem ama rahatlık, sorumluluk duygusunun baskın olmaması güzeldi. Hayat üstüne binmemiş gibi hissediyorsun, nasılsa öğrenciyim, daha küçüğüm zihniyeti. Ama bitiyor. Yolun sonuna geldik burda, kabullenmek lazım.
1 yıl stresli bir bekleyişle geçti. Work and travel olayı çözüme kavuştu, iş bulcam mı ayy gitcem mi kaygısı vardı, onlar bitti vize alabilcem mi acabalar başladı. O da bitti, uçağa binene kadar gitceğime inanamıcam oldu. Cuma sabahı uçağım var. Daha ne olcak? Gerçi hala 2 gün var dünya hali aksiliğin ne zaman geleceği belli olmaz ama inşallah da bir şey olmaz. İyi kötü yolun sonundayız bari yaşayalım da değsin buna. Çok istiyordum farklılığı. Zamanlamam kötü oldu ama galiba, 2 kuzenimin kep törenini kaçırıyorum. Benim için çok önemli ayrıntı bunlar, bu anılarda bir fotoğraf karem illaki olmalıydı, olamadı. Ailemle ve Sunişlerle uzun zaman sonra bir arada tatile gidiliyor ve ben yokum. Evet Florida'ya gidiyor olsam da; bu tatilden, birliktelikten ve çocukluğa dair anılardan mahrum kalıcam. 3 buçuk ay ailemi göremicem, seslerini bile zor bela duyucam. Çok buruğum. Hüzünlüyüm. Tamamen kendi başımayım, net. Hüzünleri biriktirdim, gözüm resmen arkada gidiyorum. Keşke bazen çabucak ağlayabilsem..
Not: Sezen Aksu- Son Bakış, dinleyin.
1 yıl stresli bir bekleyişle geçti. Work and travel olayı çözüme kavuştu, iş bulcam mı ayy gitcem mi kaygısı vardı, onlar bitti vize alabilcem mi acabalar başladı. O da bitti, uçağa binene kadar gitceğime inanamıcam oldu. Cuma sabahı uçağım var. Daha ne olcak? Gerçi hala 2 gün var dünya hali aksiliğin ne zaman geleceği belli olmaz ama inşallah da bir şey olmaz. İyi kötü yolun sonundayız bari yaşayalım da değsin buna. Çok istiyordum farklılığı. Zamanlamam kötü oldu ama galiba, 2 kuzenimin kep törenini kaçırıyorum. Benim için çok önemli ayrıntı bunlar, bu anılarda bir fotoğraf karem illaki olmalıydı, olamadı. Ailemle ve Sunişlerle uzun zaman sonra bir arada tatile gidiliyor ve ben yokum. Evet Florida'ya gidiyor olsam da; bu tatilden, birliktelikten ve çocukluğa dair anılardan mahrum kalıcam. 3 buçuk ay ailemi göremicem, seslerini bile zor bela duyucam. Çok buruğum. Hüzünlüyüm. Tamamen kendi başımayım, net. Hüzünleri biriktirdim, gözüm resmen arkada gidiyorum. Keşke bazen çabucak ağlayabilsem..
Not: Sezen Aksu- Son Bakış, dinleyin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
