11 Şubat 2013 Pazartesi

He Shot Me Down Bang Bang


Seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
Öğren susmasını ve ağlamamasını.
Bir kavanozun içinde mavi bir gül
Yetiştir her gün daha çok yaşayan.
Bir masalın ağzını kapat ve yat
Geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
Ona kötü bir şey olsun istedim.
Bana aşık olsun istedim. 


Lale Müldür.

Özlemek.

Bazı hüzünler içinde çaresizliği o kadar barındırır ki ne yapsan nafile. Özlemek çok derin bir duygu. Bir insan sadece yanında olsun, onunla konuşmasan da varlığı yeter/miş. Yine farkettim bunu.
Abim gitti. Bu kez fazla alışmışım anlaşılan, çok üzüldüm. İnsanız ya hani, daha da melankoli istiyoruz. Çocukluğunu düşünüyorsun sonra, beraber boğuşmalarınızı, kavgalarınızı. Hadi iyi açıdan bakalım, birlikte ailecek yediğiniz yemekleri, akşam çaylarını.
Yan yana oturup bilgisayarda bir şeyler yapmamızı özlüyorum. O bana 'elif çay' dese, oflasam ama yine de kıyamayıp koysam. Sadece varlığı yetiyormuş.
Kardeş oysaki insanın her şeyiymiş.
Küçükken tatillerin ardından 1 hafta boğazım düğümlü gezerdim. Büyüdükçe bir şekilde alışıyorsun ama, hiç bir zaman eskisi gibi olmuyor. Hep bir 'keşke' lerin oluyor, özlemlerin ve de. Hala da vedalar ne zor geliyor..

30 Aralık 2012 Pazar

2012 Almanağım.

2012 de şurada 2 gün sonra geçip bitecek. Geriye dönüp baktığımda sevinçlerimden ve üzüntülerimden ziyade koca bir boşluk ve tam tamına 21 yıl görüyorum. Yeni yıl beni korkutuyor çünkü 1 yaş daha büyüyorum. Ne güzelmiş daha 17yim diyebilmek. Bu yıl için bol para, sağlık, mutluluk ve aşk diliyorum.
Facebook'ta tam 81 yeni arkadaş edinmişim, babam da bunlara dahil.
Almanca kursuna gittim ve çok tatlı insanlarla arkadaş oldum. Güzel bir grup oluşturduk.
TEGV'deki ilk etkinliğim 2012 bahar dönemine tekabül eder efenim.
2012 yaz tatilimi çok güzel değerlendirdim: Kapadokya'ya binbeşyüzüncü kez tekrardan giderek lisanslı rehberliğimi tasdikledim. Balıkesir, ardından Ayvalık'ta bronzlaştım. Sonra üstüne Kaş'a oradan da Fethiye'ye bir gittim ki, yurtta vücudumu gören hala 'solaryuma mı giriyorsun' diye sorar. :)
Samsun'a gittim.
Hayatımdan geberse mezarına bile gitmeyeceğim insanları çıkardım, yeni yeni arkadaşlar ekledim.
Çok güzel kitaplar okudum, filmler ve diziler izledim, şarkılar dinledim.
Saçlarıma ilk kez bu yıl balyaj attırdım, o akınca gittim bir daha attırdım ve artık kırmızı saç oldum. Bir anlık heves için. Sonra da koyu kahve diye aldığım boya ile şu an siyah görünümde saçlarım var ki aynalara baktıkça kafamı vura vura koparasım geliyor. Annem de 'pavyon kadını gibi' diye nitelendirdi bu rengi.
Sonracıma Ankara'da çok güzel mekanlar keşfettim.
Kısmetimin kapandığını bu yıl iyice anladım. Gereksiz detaylar dışında, yalnızlık ömür boyu sloganını hayat felsefesi haline getirme olasılığımın ne kadar yüksek olduğunu kavradım.
Korku problemimden dolayı -hala da- antidepresan kullanmaya başladım ve sayesinde aldığım kiloları hala veremediğim için bu yıl bu yüzden bir de spora başladım.
Ve en önemli, ne olursa olsun hayatımdan silip atamayacağım bir şey daha var : 2011 'de kaybettiğim babannemin boşluğunu hiçbir şekilde dolduramadım. Bazen hala idrak edemiyorum. Bazı şeyleri yazsan da unutulmaz diye düşünsem de ben her detayı ileride hatırlayabilmek adına o günü anlatan bir yazı yazmaya başladım günlüğüme ve hala tamamlayamadım.
Son olarak - 2013 yazı için aklımda olan Work and Travel' ın temellerini attım. Bakalım yeni yıl bana neler sunacak, benden neleri çalacak?!
(Aklıma gelmeyen daha bir çok şey vardır eminim, olduğu kadar. bazı şeyler de buraya yazılmıyor zaten.)
Herkese benden bu şarkı gelsin, şimdi dinliyorum: http://www.youtube.com/watch?v=nWoafpw0rg4
Old friends become old strangers 
Between darkness and the dawn 
Amen Omen
Will I see your face again? 
Afgan Sofrası, elimde kakuleli yeşil çayım ve değerini bilemediğim kızıl saçlarım. 2012,Ankara.


6 Aralık 2012 Perşembe

İçimden Şehirler Geçiyor.

''...
Kaoslarım girdaplarım labirentlerim
Nice nice dertlerim var
İçimden şehirler geçiyor
Her durakta duruyor
İnmiyorsun
Seni en sıcak ben öperdim 

Kim bilir ama sen bilmiyorsun. '' 





















Nisan 2011, Ankara. Ben.

30 Kasım 2012 Cuma

Koşturmaca.

Bendeki iş kadını edası devam ediyor. Tiyatro, sinema sormayın yani sosyal etkinlikten kafamı kaşıcak vakit bulamıyorum. Okul benim için standart. Yine ders dinlemiyorum ama çok da tökezlemiyorum, sınavlarım ara ara devam ediyor. Sırf 1 boş günüm kalsın diye Fransızca aldım, amanin allah. Öyle bir dil yok. Gerçekten dersten sonra ağzım ağrıyor, içicen şarabı. Dilin peltekleşicek, bak ne güzel konuşuyorsun o zaman. Merci.
TEGV'de etkinliğime devam ediyorum, minikler beni çok yorsa da güzel bir tecrübe. Seviyorum.
Yazın WAT düşünüyorum, o yüzden kemer sıkma politikası uygulamaya başladım. Keşke yılbaşında piyango bana vurda. Ah keşke olsa.
 Artık her şeyden sıkıldım. Yurtta oturmak, dizilerimi izlemek ve kitaplarımı bitirmek istiyorum. Kendimi dinlemek, yorganıma sarılıp mışıl mışıl uyumak istiyorum. Yazın aldığım kiloları vermek, bu bıngıl göbeği eritmek istiyorum.
Bu aralar bir olaylar, olaylar ki sormayın. Her şeye 'tecrübe' olarak bakan ben, artık günlüğüme yazacak malzeme çıktı diye düşünüyorum. Egoya biniyorum, yeşil saçlı sarhoş bir kız yakıyo 2 dal sigara, işte bana denk geliyor böyleleri. Beytepe'ye varana kadar beynimin ırzında. Hasbinallah.
Geçen de arkadaşın evindeydik, simsiyah bir kedisi var. Kedileri günahım kadar sevmeyen ben, gece üstümde patilerinin ağırlığını vererek yürüyen Jarum'a karşı büyük bir sempati duydum. Sevdim. Özledim onu vallahi.
Artık saçlarım soğan kabuğu ve ben bu renge şaka maka alıştım. Tekrar kendi rengime kapatmak da zor olacak ama herkes dibin gelmiş diyor. Aslında bu balyaj demekten bıktım napim, boyatıp kestirip kurtulcam.
Hayat kendini tekrar ediyor bende. Eskiler gündeme geliyor derken.. Öyle işte. Blue Valentine diye bir film izledim. İki kere izledim hatta. Çok güzel, beni aldı aldı yerin dibine çaldı film. Ağlayamadım da. Penny and The Quarters- You&Me, bu aralar ki favorim. Bu şarkıyı sarhoş olup bağıra çağıra söyleyesim var.
Unutkanlık had safhada, o yüzden şimdilik bu kadar. Muck*

28 Ekim 2012 Pazar

Samsun, güzel şehir.

"Seyyah olup şu âlemi gezerim / Bir dost bulamadım gün akşam oldu" - Pir Sultan Abdal
Yazın başlayan seyyahlık maceram halen devam etmekte. Bayramda yeni durağımız Samsun idi. Akraba ziyareti malum. Samsun'un bu kadar büyük ve güzel olduğunu anca gidince anladım, hatta öyle ki ileride yaşayabileceğim şehirlerde listenin başı şu sıralar. Gayet büyük, imkanları fazla ve her şeyden öte deniz olan bir şehir. Cafelerin öyle sokak aralarına konuşlanması olayı da çok otantik. Biz kuzenlerle Gramofon'da oturduk ve dekoruna vs ba-yıl-dım. 
Kurtuluş Parkı'na, Amisos'a gittik. Bandırma Vapur'unu gördük. Atakum'u görmek vakit yetersizliğinden dolayı mümkün olmasa da Çiftlik Caddesi'ni iyice öğrendim. Lunapark'ta kaç yaşında olursan ol eğlenebiliyorsun, bunu bir kez daha farkettim. 
Karagöz&Hacivat orta oyununda aslında varolmayan 3. karakteri resimde de olsa yaşatmak güzel. 

Batı Park, 'eğer uslu bir çocuk olursanız, bir gün şirinleri bile görebilirsiniz.' Belki artık çocuk değilim ama Gözlüklü Şirin'le da aram iyi hani. 

15 Ekim 2012 Pazartesi

Yeni bir ben.

Artık kırmızı saçlıyım. Hafif balyaj demiştim oysaki kuaföre ancak o bireysel çalışmayı tercih etti. Bir nevi 100 fırça darbesi gibi. İşin garip yanı ise git gide alışıyorum bu saçıma. Her geçen gün akan kızıllarla baş etmek zor, arada soğan kabuğu rengini alanlar var ama tekrar kendi rengime kapatmaya da kıyamam ki. Mavi havlum resmen akan kırmızı boyayla renk karışımı oluşturup mora döndü. O derece. TEGV'e gidiyorum, çocuklarla 'Nesi var' oyunu oynuyoruz. Nesi var? Siyah saçı var. Bir an üstüme alınıyorum ama bakıyorum ki ortamda tek siyah saçlı kız var, o da ben değilim. Artık değilim. O an iyice idrak ettim. Sağolsun beğendik diyenler, tarz olmuş diyenler de var. Gönülde yatan görüntü bu değildi ama dediğim gibi alıştım, şimdi bayrama eve gidince kapatmak koyar. Gerçi zaten bu renk üstüne doğal rengi töbe tutmaz ama bakalım.


Bu resimlerde Kayseri Serpil Abla'da kahvaltı yapılırken.. Önümde mmmmh Kayseri yağlaması.